Merhabalar, bugün kendimizi ne kadar gördüğümüz üzerine düşünelim istedim ve bu yazıyı yazıyorum. Ne demektir kendini görüyor olmak? Aslında kendini görüyor olmaktan kastettiğim şey, kendi ihtiyacımızı görmek, kendi duygumuzu anlamak ve kendi ihtiyacımıza göre aksiyon alabilmek.
Bazen danışanlarımla konuşurken “kendini görmek” cümlesini duyduklarında kendilerine çok yabancı geldiğini hissediyorum. Genellikle bu danışanlarım, hep diğerlerinin ihtiyaçlarını önceleyen, diğerlerinin nasıl hissettiğini gözeten ya da daha iyi hissetmesi için ne yapması gerektiği üzerine fazlaca mesai harcayan danışanlar oluyor. Genellikle bunu yapmayı bıraktıklarında nasıl hissedeceklerini sorduğumda aldığım cevap ise “iyi bir insan olmam” olabiliyor. Peki hem bunu yapmayı bıraktığınızda hem de kendinizi öncelediğinizde nasıl hissedersiniz diye sorduğumda “bencil gibi hissederim” cevabını alıyorum.
Bunun pek çok sebebini keşfediyoruz birlikte. Genelde en temelde gördüğümüz sebepler; çocukluğunda ihtiyaçlarının görülmemiş olması, çocuk hâliyle anne babasını yatıştırmak zorunda kalmış olması, kendi ihtiyaçlarının değersizleştirildiği, duygularını söylediğinde cezalandırıldığı bir aile ortamında yetişmiş olması gibi sebepler olabiliyor. Çünkü aslında tüm bu yaşantılar bize şunu öğretiyor: “Benim ihtiyaçlarım değil, diğerlerinin ihtiyaçları önemli; ancak diğerlerini öncelersem mutlu olabilirim, iyi biri olabilirim ve bencil olmam.”
Ancak tüm bunları yapmış olmasına rağmen genellikle danışanlarımın hem duygusal hem fiziksel olarak oldukça tükenmiş hissettiklerini fark ediyorum. Aslında temelde ihtiyaç duyduğu şeyin kendisini öncelemek olduğunu fark ettiğinde danışanlarım ne yapacaklarını bilemiyor olabiliyorlar. Çünkü aslında o güne kadar “kendim” dememiş oluyorlar.
Terapide ilk yaptığımız şey kendimize her anımızda neye ihtiyacımız olduğunu sormak oluyor. Bunu yaptığımızda zaman zaman daha önceki yazıda bahsettiğim içsel eleştirmen tetiklenebilir; “Senin ihtiyaçların değil, diğerlerinin ihtiyaçları önemli” diyen o yan ortaya çıkabilir. Ama buna rağmen biz terapi odasında kendi ihtiyacımıza kulak vermeyi öğreniriz. Bu yüzden pek çok danışanım kendisine “Neye ihtiyacım var?” diye sormaya başladıktan sonra hayatının değişmeye başladığını ifade ediyor.
Çünkü aslında hep yapmaya çalıştığımız şey, en az diğerleri kadar bizim de ihtiyaçlarımızın olduğu ve bunun görülmeyi hak ettiği inancını pekiştirmeye çalışmak. Bunu yaparken zaman zaman iç sesimiz “Bencilsin, sen değil diğerleri önemli” dese de bunun öğrenilmiş bir ses olduğunu ve gerçeği yansıtmadığını; birisi kendisini öncelediğinde, ihtiyacına kulak verdiğinde bunun onu bencil yapmayacağını, aksine daha mutlu olacağını kendimize hatırlatmak üzerine çalışırız.
Bunu da bazen tersten giderek yaparız. Danışanlarıma hep “Birisi kendi ihtiyacını söylediğinde veya ön plana aldığında onun için bencil biri diye düşünür müsünüz?” diye sorarım ve genellikle aldığım cevap “Hayır, tabii ki düşünmem” olur. Aynı şefkati kendilerinin de hak ettiğini fark ettiklerinde dönüşüm tam olarak burada başlıyor.
Belki de fark etmemiz gereken şey, kendimizi görmemizin diğerlerini görmezden gelmek ve vazgeçmek anlamına gelmediğidir. Şimdi bu yazıyı okuyan kişiye sesleniyorum: Eğer sen de “kendini öncelemek” dediğimde buna çok yabancı hissediyorsan, belki de senin de kendine “Neye ihtiyacım var?” diye sorma vaktin çoktan gelmiştir. Hadi bugün sen de ihtiyacına kulak ver, çünkü sen de en az diğerleri kadar değerlisin.
