Tüm yazılar
Şema Terapi3 dk okuma

‘KENDİ DEĞERİNİ BİLMEK’ DENİNCE, AKLINA NE GELİYOR?

İlayda Sezer Yamaç

Şema Terapi · Bilişsel Davranışçı Terapi

Bugün biraz kendi değerimizi bilmek konusunda konuşmak istiyorum. Geçenlerde bir danışanım “Kendi değerimi nasıl bilebilirim ki, bu nasıl yapılır?” diye sordu. Genelde bunu yapamayan kişiler, aslında çocukluğunda değer görmemiş kişiler oluyor. Çünkü aslında çocuklar değerli olduklarına, önemli olduklarına inanmak için yetişkinlere ihtiyaç duyarlar. Eğer onu yetiştiren kişiler onu görüyorsa, koşulsuz bir şekilde kabul ediyorsa, ihtiyaçlarına kulak veriyorsa, onu önceliklendiriyorsa çocukta “Demek ki ben değerliyim” inancı gelişir.

Çocuklar, her şeyi olduğu gibi değerli olduklarını da değerli olmadıklarını da bakım verenlerinden öğrenirler. Bazen öyle uçuk şeyler duyuyorum ki, mesela “Seni dünyaya getirmeyi hiç istememiştim” ya da “Sen olmasaydın babanı bırakıp gitmem daha kolay olurdu, sen varsın diye kaldım.” Bunları duyarak büyüyen çocuklar, “Demek ki ben değerli değilim, demek ki annem beni isteyerek dünyaya getirmediğine göre bir kıymetim yok” diye düşünürler.

Çoğunlukla annelerin “Sen varsın diye bu evde kaldım, yoksa babanı çoktan terk ederdim” yükünü çocuklarına yüklediğine şahit oluyorum. Oysaki bununla ilgili aslında kendi sorumlulukları olduğunu, kendi hayatlarının sorumluluklarını alamadıklarında bunları çocuklarına yüklediklerini fark ediyoruz danışanlarımla beraber. Bu da işte günün sonunda “Annem istemediği bir hayatı sırf benim yüzümden yaşamış” diye düşünmesine sebep oluyor çocuğun.

Bunları duyarak büyümüş birisi, değerli olduğunu nasıl öğrenebilir ki? Mümkün müdür yük gibi hissettirilmiş bir çocuğun “Ben de, benim ihtiyaçlarım da değerli” diyebilmesi? Sanki çok gerçekçi gelmiyor değil mi kulağa? Üstelik bunu hissettiği için de hiçbir çocuk anne babasını suçlamaz. Borçlu hisseder, karşılığını vermek ister ve ne yazık ki bu ömür boyu devam eder. Sanki annesine ödemesi gereken bir borç vardır: “Benim için babamı terk etmedin borcu” ya da “Ben olmasaydım daha mutlu olurlardı” suçluluğu.

Tüm bunları duymuş ve bu kadar borçlu ve suçlu hissetmiş bir çocuk, “Kendi değerin” dendiğinde şu anda yetişkin olsa bile afallayabiliyor. “Nedir ki?” diye soruyor; kendi değerini bilmek, nasıl kendime değer verebilirim ya da bazen bu değeri başkalarından alması gerektiğini düşünebiliyor. Bu yüzden birilerinden sevgi geldikçe değerli hissedip, sevgi gelmediğinde değersiz hissedebiliyor. Çünkü aslında doğduğu evde koşulsuz sevgi, değer görmemiş oluyor.

Biz işte seans odasında hep kendimize değer vermenin, çocukken anne babamızın bize verdiği değerden geçtiğini öğreniyoruz birlikte. Danışanlarıma çoğunlukla şunu fark ettirmeye çalışırım: “Ben çocuktum, yetişkin olan onlardı. Eğer istemiyorlarsa dünyaya getirmemek de onların sorumluluğuydu; dünyaya getirdikten sonra sevmek, korumak, değer vermek de onların sorumluluğuydu. Çünkü her çocuk gibi ben de dünyaya geldiysem değer görmeyi hak ettim.”

Hiçbir çocuğun değerli olmak ya da değerli hissetmek için bir şey yapmasına gerek yoktur, her çocuk olduğu gibi sevilmeyi hak eder. Sorduğumda tüm danışanlarım bunu böyle söylüyorlar, ancak iş kendilerine geldiğinde çok acımasız olabiliyorlar. Çünkü o kadar inanmış oluyorlar ki değer görmek için bir şey yapmaları gerektiğine ya da koşulsuz, şartsız sevilemeyeceklerine.

Seans odasında o görülmemiş, sevilmemiş, varoluşu yüzünden bile suçlu hissettirilmiş çocuk X’lere dokunmak, onların elinden tutmak sürecimizin tam kilit noktası oluyor bu yüzden. O çocuğa bir kez temas ettikten sonra hiçbir şeyin aynı kalmadığını görebiliyoruz. Evet, belki anne babaları suçlamıyoruz ama “Benim de sevilmeye hakkım vardı” diyebilmenin ön koşulunu hazırlıyoruz el ele. Bu noktadan sonra, yani olması gereken fark edildikten sonra, her şey daha kolay oluyor; değeri görmek de kendimize göstermek de.

Bugün bunu okuyorsan, belki de tesadüf değildir. Çocukken kendi değerini ve onu kendine nasıl vereceğini öğrenmediysen, bugün kendine değer vermek dendiğinde şaşırabilirsin. Ama unutma, herkes kadar sen de hak ettin sevilmeyi. Bu sana verilmediği için çok üzgünüm. Şimdi kendine bunu verebilmenin tek yolu galiba ihtiyaçlarına kulak verebilmekte. Haydi bugün bunu dene.