Tüm yazılar
Şema Terapi2 dk okuma

‘İYİ HİSSETTİRMEYECEK’ DENEYİMLERDEN KAÇMAK, BİZİ NELERDEN MAHRUM BIRAKIR?

İlayda Sezer Yamaç

Şema Terapi · Bilişsel Davranışçı Terapi

Çoğu zaman danışanlarıma “Bu korkunuzun/endişenizin gerçekleşme olasılığı kaç?” diye sorduğumda aldığım yanıt “çok düşük” olur. Ancak şemalarımıza öyle çok inanırız ki tüm dünya bize o şemanın gözünden bakıyormuş gibi gelir. Bu yüzden de bazen ilişki kurmaktan, bazen de bazı ortamlara girmekten kaçınırız.

Bunu bir örnekle açıklayayım. Örneğin kusurluluk/utanç şemasına sahip birisi, kusurları olduğuna ve bu sebepten kimsenin kendisini sevmeyeceğine o kadar çok inanır ki girdiği her ortamda yapılan her davranış kendisine yönelikmiş gibi hisseder. Sanki tüm dünya onu tıpkı çocukluğundaki gibi utandırmaya çalışıyordur. Bu yüzden belki de kendisini çok iyi hissedeceği, potansiyelini gerçekleştirebileceği her yere gitmekten kaçınır.

Bir başka şema üzerinden örnek vereyim. Hastalıklar ve zarar görme karşısında dayanıksızlık şemasına sahip birisi, zarar görme ihtimalini zihninde öyle büyütür ki yeni deneyimlere girişmez, seyahat etmez. Yani kendisini belki de hayal edemeyeceği kadar geliştirebilecek pek çok deneyimden mahrum kalır. Çünkü muhakkak zarar göreceğine gönülden inanmıştır.

İç içe geçme şemasına sahip birisi ise iç içe geçtiği kişiden, örneğin annesinden ya da eşinden, ayrışmakta güçlük çeker. Çünkü her ayrışma girişimi bir suçluluk doğurabilir. Bu sebeple genellikle ayrı yaşamak, tek başına karar almak gibi deneyimlerden özellikle kaçınır. Bu, kişiyi gelişim evresine göre olması gereken statüden veya duygusal konumdan uzaklaştırabilir. Yani kişi, özerklik ihtiyacından süresiz olarak mahrum kalmış olur.

Yani işin özü şu: Çocukken ne kadar utandırıldıysak o kadar kusurlu olduğumuza inanabiliriz. Buna ne kadar inanırsak, o utancı tekrar hissetmemek için her şeyden uzaklaşmaya çalışabiliriz. Çocukken dayanıksız olduğumuz ne kadar vurgulandıysa, annemiz ne kadar evhamlıysa, o kadar kaygılı bir yetişkine dönüşebiliriz. Zihnimizde her daim “Ben buna dayanabilir miyim?” sorusu vardır; bazen bunun için her ihtimali düşünmek zorunda hissedebiliriz. Eğer dayanamayacağımıza, kırılgan olduğumuza olan inancımız galip gelirse, seyahat etmek gibi keyif verebilecek bir deneyim bile kaçınmamız gereken bir “zulüm” olur. Çocukken anneden ya da bakım verenden ayrılma girişimimiz ne kadar ketlendiyse veya bunun için ne kadar suçlu hissettiysek — bakım verenin bu ayrışmadan tetiklenmesi ve izin vermemesi gibi sebeplerle — o kadar “tek başımıza” bir şeyler yapmak bizi korkutabilir, suçlu hissettirebilir. Bu suçluluk ve korku öyle yoğun olabilir ki tek başımıza kabuğumuzdan hiç çıkmamayı tercih edebiliriz.

Şimdi bir düşünelim, çocukken yaşadığımız deneyimleri gözden geçirdiğimizde, hangileri bugünümüzü etkilemiş gibi görünüyor ve hayatımızda özellikle kaçtığımız şeyler bizi nelerden mahrum bırakıyor? Belki de mahrum kalmak bizi mutsuz kılan şeydir ne dersiniz?