Merhabalar, bugün biraz çocukluktaki görülme ihtiyacının karşılanmamış olmasının yetişkinliğe nasıl yansımaları olabileceği hakkında konuşmak istiyorum. Klinikte, danışanlarımla çalışırken pek çok kırgınlığın, öfkenin altında görülme arzusunun yattığını fark ediyoruz. Bunu bazen dolambaçlı yollardan giderek, bazen doğrudan, bazen bedeninin verdiği bir sinyalden keşfediyoruz birlikte.
Örneğin, bazen aslında “Kızdım, çok sinirlendim” dediği şeyin altından öyle yoğun bir duygusal yoksunluk çıkabiliyor ki çocuk bedeni ancak onunla, öfke ile baş edeceğine inanmış olabiliyor. Bazen de “Görülmek istiyorum” diyemeyenler, mide sorunları, çarpıntı gibi problemlerle çareyi doktorlarda aradıktan sonra ihtiyacın ruhsal olduğunu anlayıp bize gelebiliyorlar.
Beraber çalışırken tüm bu sinyalleri anlamaya odaklanıyoruz ve bunu yaparken hep danışanlarımın karşılanmamış ihtiyaçlarına “sınırlı yeniden ebeveynlik” çerçevesinde refakat etmeye çalışıyorum. Bazen danışanlarım, çocukken görülmemiş olmasının acısını kendisinden çıkartabiliyor. “Ben böyle olduğum için bana böyle davranıyor” cümlesini çok sık duyuyorum mesela. Böyle anlarda aramızda görülmeyen bir temasa ihtiyaç duyduklarını fark ediyorum; yargılamadan, sarıp sarmalayarak, kendilerini görmeye çalışırken yaşadıkları değişime eşlik etmeye çalışıyorum.
Çünkü aslında hepimizin temel ihtiyacı görülmek, anlaşılmak, güvenli olarak bağlanmak. Bazen çocuklarının ihtiyaçlarına kulak kapatmış, bazense “Abartıyorsun” diyen pek çok ebeveyn dinliyorum. “Nasıl bu kadar duyarsız veya anlayışsız olunabilir?” diye öfkelendiğimi fark ediyorum. Bu öfkemi tabii ki profesyonelliği korumak ve danışanımın iyiliğini gözetmek adına sağlıklı bir şekilde yönetebiliyorum. Amacımın danışanımın anne babasını yargılamak, değiştirmek olmadığını; onun yaşadıklarına verdiği anlamı değiştirmeye çalıştığımızı hatırlatıyorum kendime ve ancak böyle faydalı olabileceğimi söylüyorum iç sesime.
Seans odasında öyle dünyalara misafir oluyorum ki ve o dünyalara beni almalarına öyle seviniyorum ki bazen de. “Güvendeyim, kırılganlığımı görebilir” dediklerini fark edebiliyorum o noktadan sonra. Ömrünün çoğunu görülmek, anlaşılmak, “Ama sen de böylesin” denmeden dinlenmek için geçirmiş birinin iç dünyasına girmek ve çocuk X’i görmek ikimize de çok iyi geliyor.
Aslında çok kolay birini anlamak, görmek, ne hissettiğine kulak vermek; belki de mesleki bir şeydir diyorum bazen. Ama aslında herkes baksa, karşıdakinin sebepleriyle ilgilenmeden, yalnızca ne hissettiğine kulak kabartsa herkes birbirini öyle kolay anlayacak ki. Maalesef henüz toplum olarak yeteri kadar bilinçlenmiş değiliz; hâlâ çocuklarını görmeyen, duymayan pek çok ebeveyn var. Ama gözlemlediğim kadarıyla bunu değiştirmeye daha istekli herkes. Bu anlamda gelecek nesillerin duygusal anlamda daha görülmüş hissedeceğini düşünüyorum. Bu tespitim de ilerisi için umut verici geliyor.
Yani diyeceğim o ki, etrafınızda size duygusunu söyleyen birileri varsa kulak verin. Anlamaya olan istek emin olun herkesi iyileştirecektir; tabii anlamaya önce kendinizden başlamayı da ihmal etmeyin.
