Tüm yazılar
Şema Terapi3 dk okuma

ANNELERİNİN HERKÜL KIZLARINA..

İlayda Sezer Yamaç

Şema Terapi · Bilişsel Davranışçı Terapi

Bugün, annesinin dert ortağı olmuş, evdeki sessizliği “olgunluk” olarak görülmüş ve bu yüzden ilgi de gösterilmemiş; annesi ağlarken onu izlemiş ve “bir şeyler yapmak zorunda” hissetmiş, hayat boyu bunları omzuna yük edinmiş “Herkül kadınlar” olacak yazımın konusu.

Pek çoğumuz annelerimizin dertlerini dinleyerek, gözyaşlarına şahitlik ederek büyüdük değil mi? Evet dediğinizi duyar gibiyim. Küçücük bedenlerimizde zannettik ki annemizin üzülmemesi bizim görevimiz, bu yüzden dertleri çözmesi gereken de biziz. Belki de annelerimiz üzgündü, biz teselli ettik. Evde tartışmalar vardı, biz çözmeye çalıştık. Annelerimiz kaygılandı, biz sakin kalmak zorunda hissettik.

Zamanla da evin kız çocuğu olmaktan çıktık; duygusal yükleri taşıyan kişisi, kara kutusu olduk ve aslında şunu öğrendik: “Ben çökersem her şey çöker.” İşte Herkül kadınların hikâyeleri böyle başlar. Bu yüzden güçlü olmayı öğreniriz; kimseden bir şey istememeyi, istersek suçluluk hissetmeyi, “Başkalarına yük olmamalıyım” demeyi, ağlamamayı, talep etmemeyi, ihtiyacı söylememeyi...

Zamanla her şeyi organize eden, herkesin yardımına koşan, herkesin “O halleder” dediği kişiye dönüştük; ancak kendimizi unuttuk. Çünkü annesini teselli etmiş, onun duygularını regüle etmiş bir kız çocuğu “Sen güçlü olan kişisin” mesajını almıştır. Zayıflığa, “Yapamam”lara yer olmamıştır hayatında.

Yapamadığı ya da yapmadığı senaryolarda bir huzursuzluk hissedebilir; çünkü bir şeyleri düzeltmeden sevilebilir olduğunu deneyimlememiştir. Bu yüzden de danışanlarımın korkusu genelde şu olur: “Ben hiçbir şeyi düzeltmeye çalışmadan da sevilebilir miyim?” Ömrünün çoğunu başkaları için bir şeyleri düzeltmeye adamış o kadar çok insan tanıdım ki.

Bu özellikleri kendi hayatlarını devam ettirebilmek için avantaj olurken, en çok kırıldıkları yer “düşünülmemek”ti. “Neden ben onu düşünüyorum, o beni düşünmüyor? Ben olsam onun için bunu yapardım, o neden yapmıyor? Çabalamayı bıraktığımda da yanımda kalacak mı? Bir gün dinlenmek için oturduğumda o benim yerime ayağa kalkacak mı?” Tüm bu sorularla karşılaşıyoruz üzerine konuştukça danışanlarımla.

Bu soruların cevabını vermek güç ama en önemlisi şu sanırım: Güçlü olmak demek, güçlü olmak zorunda olmakla aynı şey değil. Güçlüysek zor zamanlarda kendimize yaslanabiliriz; ama güçlü olmak zorundaysak kimseye ihtiyaç duymamalıyız diye düşünürüz. İkisi birbirinden biraz farklı sanki, ne dersiniz?

Bir şeyleri tek başımıza halledebiliyor olmak, halletmek zorunda olduğumuz anlamına gelmez. Bazen yüklerimizi taşımayı bıraktığımızda “Bunu tek başıma yapmak zorunda değilim” fikrine de yer açmak gerekir. Bunun için de herkese sormadan önce kendimize sormalıyız: “Ben ne istiyorum?”

Bu soruyu kendimize sorduğumuzda, annesinin yükünü taşımak değil, sadece korunmak isteyen o küçük kız çocuğuna ulaşırız tekrar. Onun yüklerini bırakmaya olan ihtiyacını görür, herkese gösterdiğimiz şefkati onun da hak ettiğini bir kez daha idrak ederiz. Sen, annesinin Herkül kızı, annenin, geçmişin, ailenin yüklerini taşımaktan yorulmadın mı? Hadi bugün biraz o küçük kızın yüklerini bırakma isteğine kulak verelim.